31 Aralık 2017 Pazar

ARASTA



Bir alışveriş merkezi açacak olsam adını Arasta AVM koyardım. Eskiden alışveriş merkezlerine arasta derlermiş. Şehir merkezlerinde olurmuş, büyük camilerin çevresinde medreseler, külliyeler olurmuş bir de bu çarşılar.

Yan yana bir sürü dükkan, mesela tahmis, yani kuru kahveci, gibi. Böyle ortada bir meydan, çevresinde dükkanlar. Şimdilerde genelde küçük şehirlerde oluyor, ilçe merkezlerinde. Bu arastalarda haftalık pazarlar kuruluyor.

Çevre köylerden geliyor köylüler, çiftçiler, ceviz, zeytin, peynir getiriyorlar, çiçekler, başka şeyler, el işleri, tohumlar, keçeler. Zeytin dökme sopaları. Bizde zeytin sopa ile dökülür ağaçlardan. Yurtdışında ya ağacı sallarlar ya da ağaca çıkıp toplarlar.

Genelde bu tür ilçelerde insanlar pazara gelip dönerler, çevredeki mesela müzeleri, antik kentleri gezmezler, bizde böyle meraklar yoktur. Veya doğaya çıkmazlar, ama doğada bir gözlemeci filan varsa orayı biliriz. Ama sor bir lahiti, kimse duymamıştır.

Yüzyıl geçse de hayat değişmiyor aslında. Şimdiki arastalar da avm’ler işte. Oraları dolduruyoruz. Miniso, Souk, Makro Market, Bonvagon, hele şimdi yılbaşı öncesi çok doluyor bu dükkanlar, herkes hediye alma telaşında.

İstanbul’da hafta sonu yağmurlu idi genelde. Yine de Akmerkez, Kanyon gibi avm’leri doldurduk. Kermesler vardı, takı, ev eşyası mesela. Mini konserler, çekilişler. Nedense bizim ülke de artık yılbaşını sanki Amerika gibi kutluyor. Yılbaşı süsleri ve Krismıs şarkıları çalıyor hep dükkanlarda.

Ailesine hediye alan bir teyze, yanındaki bir teyzeye şöyle diyordu. Benim adam çok huysuz, geçimsiz, diğer teyze de dedi ki, neden öyle diyorsun iyi adam, bizim teyze de, ayol kocama nazar değmesin diye öyle diyorum, kötülüyorum onu ki başkalarının gözü kalmasın benimkinde.

Bu kalabalıkta herkes yoruluyor tabikide, yemek kuyrukları oluyor, vişneli köfte, tavuk topkapı için, insanlar yeni yıla mutlu girmek için çok yoruluyor, üç sezon dizi çevirmiş Beren gibi halk. Demek ki yeni yıl da mutlu ve yorgun geçecek.

Seni hınzır 2017!

Foto: Akmerkez

30 Aralık 2017 Cumartesi

AKSİ



En yeni popüler edebiyat dergilerinden. Henüz dördüncü sayısında.

Yayın yönetmeni Altay Öktem. İstanbul kültür çevresinin ünlülerinden yazar, dergici. Ahmet Ümit, Deniz Arcak, Gonca Özmen, Cezmi Ersöz ve daha birçok tanınmış sima var derginin kadrosunda.

Kısa çizgi romanlar, karikatürler, müzik yazıları yanısıra Stranger Things, Star Wars üzerine yazılar da eğlenceli. Aydemir Akbaş, Yenikapı semti, Erol Taş, Yusuf Kurçenli, Melih Cevdet Anday, Hermann Hesse, Ahmet Kaya, kediler, son sayının bazı konuklarından.

2018’den neler beklemiyoruz soruşturması da keyifli. Derginin en ilgi çeken yazıları ise Oğuz Atay ve karakterleri üzerine olanlar.

Alıntı: “Sevilmek mutluluk değildir, mutluluk bir başkasını sevmektir”.

29 Aralık 2017 Cuma

SEÇME FİLMLER



Baba Üçlemesi, 1972, 1974, 1990 (suç)
İyi, Kötü ve Çirkin, 1966 (western)
Guguk Kuşu, 1975 (psikoloji)
Hayat Güzeldir, 1997 (savaşa karşı)
Leon, 1994 (suç)
Geleceğe Dönüş, 1985 (bilimkurgu komedi)
Yaratık, 1979 (bilimkurgu)
Cennet Sineması, 1988 (sinema sanatı)
Amerikan Güzeli, 1999 (dram)
Gizli Teşkilat, 1959 (suç)
Ölüm Korkusu, 1958 (macera)
Bir Rüya İçin Ağıt, 2000 (dram)
Amelie, 2001 (romantik komedi)
Amadeus, 1984 (klasik müzik)
Taksi Şöförü, 1976 (suç)
Full Metal Jacket, 1987 (savaş)
2001 Uzay Yolu Macerası, 1968 (bilimkurgu)
3 Idiots, 2009 (komedi)
Belalılar, 1973 (suç komedisi)
Metropolis, 1927 (bilimkurgu)
Büyük Hesaplaşma, 1995 (suç)
Komşum Totoro, 1988 (anime)
Ran, 1985 (tarihsel dram)
Fil Adam, 1980 (biyografi)
V for Vendetta, 2005 (dram)
Trainspotting, 1996 (gençlik)
Avcı, 1978 (dram)
The Thing, 1982 (bilimkurgu)
Kayıp Balık Nemo, 2003 (anime)
400 Darbe, 1959 (suç)
Paramparça Aşklar Köpekler, 2000 (dram)
Sonsuz Ölüm, 1969 (modern western)
Annie Hall, 1977 (romantik komedi)
Protesto, 1995 (sosyal)
Aşk Zamanı, 2000 (aşk)
Ölü Ozanlar Derneği, 1989 (gençlik)
Manolya, 1999 (dram)
Sevgi Sözcükleri, 1983 (dram)
Yaralı Yüz, 1983 (suç)
Das Boot, 1981 (savaş)
Kramer Kramere Karşı, 1979 (dram)
Barry London, 1975 (tarihsel dram)
Dr. Jivago, 1965 (edebiyat)
Kahraman Şerif, 1952 (western)
Köpeklerin Günü, 1975 (suç)
Dersu Uzala, 1975 (macera)
Sonsuz Kaçış, 1972 (suç)
Geceyarısı Kovboyu, 1969 (dram)
Arka Pencere, 1954 (suç)
Vahşi Koşu, 1976 (suç)
Malena, 2000 (ergenlik aşkı)
Mavi Kadife, 1986 (gizem)
Konuş Onunla, 2002 (dram)
Kanunun Kuvveti, 1971 (suç)
Onur Savaşı, 2012 (sosyal)
Siyah Kuğu, 2010 (dram)
Gündüz Güzeli, 1967 (dram)
Büyük Firar, 1963 (suç)
Geçmişin Gölgesinde, 1998 (suç)
Nikita, 1990 (suç)
Abyss, 1989 (deniz)
Mamma Mia, 2008 (romantik müzikal)
Artist, 2011 (sinema sanatı)
Can Dostum, 2011 (dram)
Kelebek ve Dalgıç, 2007 (biyografi)
Yağmurdan Önce, 1994 (savaş dramı)
Poseydon Macerası, 1972 (macera)
Kurtuluş, 1972 (macera)
Kelebek, 1973 (macera)
Bonnie and Clyde, 1967 (suç)
Gençlik Yılları, 1973 (gençlik)
Köpekler, 1971 (suç)
Bir Kadın Bir Erkek, 1966 (aşk)
Hair, 1979 (müzik)
Kayıp, 1982 (soso politik)
Müzik Kutusu, 1989 (politik)
Merhaba Dünya, 1979 (edebiyat)
Kanlı Şaka, 1972 (suç)
Sürücü, 1978 (macera)
Easy Rider, 1969 (asi gençlik)
Ateş Çemberi, 1970 (suç)
Kiralık Katil, 1967 (suç)
Hoşçakalın Çocuklar, 1987 (dram)
Başka Tanrının Çocukları, 1986 (dram)
Tess, 1979 (edebiyat)
Çılgın, 1988 (macera)
Seks Yalanları, 1989 (insan ilişkileri)
Fakülte, 1998 (korku)
Kırılma Noktası, 1991 (aksiyon)
Hayalet, 1990 (romantik)
Wanda Adında Bir Balık, 1988 (komedi)
Yasak Bölge 9, 2009 (bilimkurgu korku)
Potemkin Zırhlısı, 1925 (tarih)
Aguirre, Tanrının Gazabı, 1972 (biyografi)
Kırmızı Fenerler, 1991 (dram)
Cyrano de Bergerac, 1990 (edebiyat)
Jules ve Jim, 1962 (aşk)
Merkez İstasyonu, 1998 (dram)
Serseri Aşıklar, 1960 (suç)
Konformist, 1970 (politik dram)
Koş Lola Koş, 1998 (suç)
Rififi, 1955 (suç)
Elveda Lenin, 2003 (dram)
Kes, 1969 (çocukluk, sosyal)
Edward Makaseller, 1990 (fantastik)
Ölüm Pateni, 1975 (macera)
Eve Dönüş, 1978 (dram)
Violette and François, 1977 (suç)
Öldüren Yaz, 1983 (dram)
Camille Claudel, 1988 (sanat)
Yaşasın Hayat, 1984 (gizem)

Son yıllarda izleyip blogda yazdığım yüzlerce film içinden seçmeler yapacağım. Seçme filmlerden sonra da bunların arasından en iyilerini seçeceğim, daha sonra da en sevdiklerimi yazacağım. 

25 Aralık 2017 Pazartesi

YERELMASI



Yerelmasının yemeği nefis bir şey. Kereviz, pırasa, tadında. Ekşili oluyor. Yumuşak patates gibi. İştahlı yemeklerden.

Yarım kilo yerelmasını alıcan, alırken tabikide eli yüzü düzgünleri seçicen, sonra ayıklıycen, yani soyucen, sonra bir kabın içine su koyup suyun içine atacan, bir havuç doğruycan.

Bir tencereye bir baş soğan, bir tahta kepçe zeytinyağı, iki üç diş sarımsak koycan.

Sonra kaptaki suyu lavaboya dökcen, tekrar yıkıycan yerelmasılarını, irileri varsa ikiye bölcen.

Tencereye doldurcan onları, sonra, yemeğin üstüne çıkmıycak şekilde su koycan, bir kaşık pirinç, ayrıca tuz, yarım limon. Kapatcan tencereyi pişircen.

Çok pişirirsen helva gibi olur, çok pişirmiycen, diri kalacak. Pişince yemeği kaba alıcan, dereotu koycan üstüne ve biraz dinlendircen.

24 Aralık 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 38



GİR KANIMA

Lat Den Ratte Komma In

Tomas Alfredson, 2008, İsveç

Amerikan versiyonu da fena değil ama orijinali elbette daha iyi. Kuzey atmosferinde romantik, biraz da şiirsel bir vampir filmi. Ufak bir çocuk ile onun  meleği haline gelen minik bir vampir kız. Özgün bir korku gerilim dram isteyenler için. Not:3/4

ANANI DA!

Y Tu Mama Tambien

Alfonso Cuaron, 2001, Meksika

Günümüzün iyi yönetmenlerinden Cuaron’un ilk çıkış filmlerinden. İki erkek arkadaş, kuzenlerinin eşi olan kendilerinden büyük bir kadınla yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta kendilerini, birbirlerini, hayatı, sevgiyi keşfederler. Bir an bile durmayan hızlı ve anlamlı bir film. Not:3/4

ÖZGÜRLÜK YOLU

Into The Wild

Sean Penn, 2007, A.B.D.

Üniversiteyi başarıyla bitiren bir genç çocuk bir anda her şeyi bırakıp doğayı keşfe çıkar, Alaska’ya doğru yürüyerek yola çıkar. Birkaç yıl boyunca değişik yerlerde yaşar, değişik insanlarla tanışır. Paradan uzak kalıp doğayı, hayatı anlamaya çalışır. Bilge filmlerden. Gerçek yaşam öyküsü. Not:3/4

İÇERDE

A L’interieur, 2007, Fransa

Hamile bir kadın evde yalnızken kapı çalınır ve bir kadın bu hamile kadını rahatsız etmeye başlar. Hamile kadını korumaya kurtarmaya gelenleri de yabancı kadın öldürür. Sindirimi çok zor korku filmlerinden biri. Tam vahşet. Korku sevenlere ideal. Not:3/4

BİLETLER

Tickets, 2005, İtalya, İngiltere

Üç iyi ve ünlü yönetmenden ortak film. Her bir yönetmen bir bölümünü çekiyor. Üç öykü de trende geçiyor. Yol filmi. Trende yolculuk edenlerin hayatlarından kesitler, dramlar. Abbas Kiarostami, Ken Loach, Ermanno Olmi. Üç öykü de ilgi çekici, keyifli. Not:3/4

ALTIN HEYKEL

Boy on a Dolphin, 1957, A.B.D.

Başrolde Sophia Loren, dalgıç bir kız rolünde. Bir gün dalar ve değerli bir heykel bulur. Bu heykelin peşinde çok insan vardır, bilim adamları, zenginler. Phaedra (Loren), para ve aşk arasında kalır. Film, dört Yunan adasında çekilmiş. Rodos, Mikonos, Hydra, Delos. Loren ve Adaları izliyoruz. Not:3/4

YENİDEN BAŞLA

Demolition

Jean Marc Valle, 2015, A.B.D.

Bir işadamı kazada eşini kaybeder ve sonra hayatı dağılır. Unutmak için eşyaları kırmaya başlar, böylece anılardan kurtulacaktır. Daha sonra, bir ürünü o ürünü üreten firmaya şikayet eder ve telefondaki temsilci kızla tanışır. İlginç yönetmenden başarılı film. Not:3/4

KARDAN ADAM

Snowman

Tomas Alfredson, 2017, İngiltere

Haziran ayında, Instagram’da Snowman ile Doğu Ekspresinde Cinayet’in Aralık ayında oynayacağını söylemiş ve her iki kitabın da fotosunu koymuştum. Nesbo’nun Kardan Adam’ını iyi yönetmenlerden Alfredson çekti, başrolde de Michael Fassbender. Film de, kuzey polisiyesi sevenler için çok iyi. Karlar arasında, soğukta, bir seri katil vardır. Harry Hole da yardımcısı Katrine ile olayın peşine düşer. Konu biraz karmaşık ama oyuncular, görüntüler, kar, her şey iyi. Zevkli ve stil bir film. Not:3/4

HAYATA RÖVEŞATA ÇEKEN ADAM

En Man Som Heter

Hannes Holm, 2015, İsveç

Aynı adlı romandan uyarlanan filmde, huysuz ve yaşlıca bir amca, oturduğu mahalledeki herkese sataşır, eleştirir, bir de sık sık ölen eşinin mezarına gider. Huysuz olmasının nedenleri vardır. Ona komşu olarak taşınan Pakistanlı bir aile ise onun hakkından gelir. Tatlı, insancıl, hüzünlü, komik. Mükemmel film. Not:4/4

DUYGUDAN DA ÖTE

Ae Fond Kiss

Ken Loach, 2004, İngiltere

İskoçya, Glasgow. Pakistanlı bir genç, İngiliz bir kıza aşık olur. Dinler, kültürler farklıdır, her iki tarafın da ailesi bu ilişkiyi onaylamaz. Pakistanlı Kasım, sevdiği kız Roisin’i defalarca terk etmek durumunda kalır. Sevgi, hoşgörü, aile, din, göçmenlik gibi konularda insancıl, mükemmel film. Not:4/4

23 Aralık 2017 Cumartesi

MÜZİK LİSTESİ 7



Mari Kvien Brunvoll-Everywhere You Go
Olöf Arnalds-Eg Umvef Hjarta Mitt
Kerem Sevinç-Poşman
Eleni Karandriou-Eternity and a Day
Onur Özdemir-Kurtlu Kuyu
Benjamin Clementine-Condolence
MFÖ-Peki Peki Anladık
MFÖ-Ele Güne Karşı Yapayalnız (Tüm Albüm)
Öztürk-Sar
Kibariye-Sil Baştan
Direc-t-Muallak
Son Feci Bisiklet-Pazar ve Ertesi
LP-Lost On You
Vaya Con Dios-Pauvre Diable
Mustafa Yüce-Pencerede Tül Perde
Orhan Canayakın-Al Yarim Bu da Sana
Antony and the Johnsons-Kiss My Name
Muse-Supermassive Black Hole
Bedük-Son Sigaramsın
Şebnem Ferah-Yağmurlar
Şebnem Ferah-Sigara
Celalleddin Ada-Ya Rasulallah

22 Aralık 2017 Cuma

MUTFAĞIN HATIRA DEFTERİ



Nurşen Şenol Güllüoğlu

Ayizi Yayınları

Sıcak, yumuşak, duygusal, nostaljik bir anı kitabı.

Ankara’da çocukluğunu yaşayan küçük bir kızın yaşamı. Anneannesi, anne babası, dayısı, akrabaları, komşuları. Sofralar, mutfaklar, çocuklukta sevilen yemekler.

Anılar, kısa notlar halinde, çocukluktaki önemli anları hatırlatan kısa detaylar ve her detaya karşılık gelen bir yemek tarifi. Gülümseyerek, duygulanarak, ay ne tatlı, ay kıyamam şeklinde okunan yazılar. Tam Türk tipi, orta halli ailelerin yaşantıları.

Annelerimizden, anneannelerimizden duyduğumuz, onların evlerinde gördüğümüz eşyalar, yaşantılar, ortak kültür anıları bol. Şakir Zümre soba, öğle uykuları, oyun parkları, kağıt helva, çikolata jelatinleri, ağaçlardan meyve yemek, tornet, Vicks, macun tatlısı, lojmanlar, Şaşmaz deterjanı, doğumgünleri, bahçede oynamak, ilk buzdolabı, Amerikan süt tozu, Modesty Blaise, huysuz ama aslında şirin anneanne, sahurlar.

Bugünün gözüyle küçüklüğüne bakıyor yazar. Çok da ayrıntılı hatırlıyor, ilkokul öncesi günlerini bu kadar iyi hatırlaması da şaşırtıcı. Demek ki, doyasıya mutlulukla yaşanmış günler, iyi hatırlanıyor ve özleniyor. Aile akrabalar ve komşularla dolu dolu geçen günler, herkes de gerçekten canlı canlı yaşıyor. İnsanların hissederek yaşadıkları çok belli oluyor bu küçük kızın çevresinde.

Anılar da lezzetli anılara eşlik eden tarifler de. Okumaya doyulmuyor.

Not:4/4

Sevgili blog arkadaşımız, öğretmen ablamız Leylak Dalı'nın yazdığı kitap bu. Çok tatlı bir kitap.

20 Aralık 2017 Çarşamba

SİGARAM



Tam bakkala gittim, bir tane yaşlı adam. Dedim bir sigara ver, bakkala. Bakkal bana hep aynı şeyi yapar. Böyle sigarayı tutar, şimdi, o bankonun bu tarafında, ben bu tarafında, böyle sigarayı atar bana, sigara gelir bana. Attı yine sigarayı, o yaşlı adam havada tuttu sigarayı.

Ben dedim, bir tane daha at dedim. Onu atarken yine yaşlı adam tuttu havada. İki tane oldu. Bana Allahaısmarladık dedim. Nereye gidiyon dedi adam. Gidiyom ya işime dedim. Sen dedim benden daha müptela çıktın dedim sigaraya, sigara paketlerini havada tutuyosun dedim.

Ondan sonra, ya ben dedi sigarayı bıraktım dedi on yıl oldu dedi, sen de bırak hanım kızım dedi. Ben dedim bırakamam dedim. Bak ben sana bişey söleyim dedim, sen nasıl bırakmışsındır sigarayı biliyormusun dedim. Ama adama sinirlendim yani. Sigara almaya gittim, alıp bir an önce dönücem işime, dönemiyom ama, bi süre geçiyor.

Sen dedim kalp krizi geçirdin dedim, damarın tıkanmıştır dedim, doktora gittin dedim, doktor da sana dedi ki, bu sigarayı içersen ölürsün dedi, sen de onun için bıraktın değil mi? Adam, e doğru dedi. Ben niye bırakayım sigarayı dedim. Dedim ben sana bişi söleyim, sen bana ordan bi paket sigara ver dedim, aldım adamın diğer tarafından sigarayı, bak dedim bunda yirmi tane sigara var, sen dedim, senin karın dedim, seni günde kaç kere öpüyor dedim.

Ya dedi bu yaşta öpmek mi olur, öpüşcek miyiz, yanaktan öpüşüyoruz dedi evden çıkarken. Ya dedim dudaktan kaç kere öpüyorsunuz dedim. Hadi toplasan toplasan üç kere beş kere olsun. Hadi on kere olsun. Şimdi ben bu sigara paketini çıkartıyorum, bir sigara çekip dudaklarımın arasına koyuyorum, yakıyorum, yani öpüyorum, bu sigara bitene kadar en az yirmi kere, yirmi de pakette var, eder dörtyüz kere, tamam mı. Bir de, kalbimin üstüne koyuyom paketi, en sevdiğim yere. İnsan en sevdiğini kalbinin üstüne koyar. Ben dedim dörtyüz kere öpüşüyom dedim.

Sen dedim o zevki alamıyosun. Adam bir kahkaha attı bana. Hiç aklıma böyle gelmemişti ya dedi. Bakkala dedi ki adam, ver şu kıza sigara, kız sigarasına aşık yaa. Sen dedim karına aşıksın ben de sigarama, bu kadar basit amcacım dedim.

(sigara içmeyi seven bir kızın ağzından yazılmış gibi kurgulanmıştır)

19 Aralık 2017 Salı

AÇLIK



Yutarım sakızları işim bitince. Midem sakız doludur. Atmayı sevmem direk mideye indiririm. Alışkanlık olmuş hap gibi yutarım, midemde dururlar.

Bir yemeği en fazla iki gün yerim. Üçüncü gün, bozulmuştur diye yemem artık. Yarın karnıyarık mı yapsam, imambayıldı mı? İmamı bayıltayım da yemeğini yapayım dur.

Bir imam bulmak lazım. Belki medreselerde bulurum, imam olmazsa kiliselerde papaz bulurum. Papaz bayıldı da olabilir. Bir yumruk atıp bayıltırım.

Ya imamlara da yazık ama. Beş vakitlerimizi kıldırıyor, cenaze namazlarımızı kıldırıyor, vaaz veriyor. İmam yok, vazgeçtim, karnıyarık iyidir. Patlıcanı yararım. Kızgın yağda, sonra soyucaz, o arada bayıltıcaz karnıyarıkı, yok o bayılmaz, imama vurunca acaba bir yumrukta bayıltabilir miyim ki.

Aralarına kıymayı koyucaz. Patlıcanı yaparken kıyma pişiriyoruz ya, o pişmiş kıymaya bayılırım. Onu ekmeğin arasına koy ye.

Var ya, vişne kompostosuna bayılırım, kayısı boşver, kayısı meyve suyu da pek içemem, ama vişneli komposto Allahım o ne yaa, onu var ya çok içerim, kimseye de bırakmam.

Ay dur canım çekti bari tahin pekmez yiyim. Onu da bulamazsam reçel, o da olmazsa kesmeşeker.

18 Aralık 2017 Pazartesi

FİLM SEÇKİSİ 37



MARIE ANTOINETTE

Norma Shearer, 1938

Fransa kraliçesinin hayatı. Çok genç Avusturyalı bir kız iken Fransaya gelin gider, geleceğin kralı ile evlenir. Kocası kral da olur ancak adam biraz zayıf akıllıdır. Erkekten yana şansı yoktur kraliçenin. Çocukları, mücevherler, ilgi alanına girer. Pek de mutlu bir hayatı olmaz. Fransız devrimi de yakındır. Çok iyi film, oyuncular da çok iyi. Sinemanın en yakışıklılarından Tyrone Power da var. Not:3/4

YENİDEN BAŞLAMAK

Begin Again

John Carney, 2013, A.B.D.

Sevimli bir müzik filmi. Bir yapımcı, eşinden boşanır, hayatı dağılır, müzikte geriler, serserileşir. Bir şarkıcı kızı ise sevgilisi terkeder, çünkü sevgilisi ünlü bir şarkıcı olmuştur. Bu ikili bir araya gelir, ikisi de yaralıdır. Müzik onları hayata döndürür. Seyri hoş. Not:3/4

ACI TATLI TESADÜFLER

Ma Part du Gateau

Cedric Klapisch, 2011, Fransa

Çocuklu bir kadın işsiz kalır ve bir borsacının evine yardımcı olarak girer. Bir yandan da ailesine bakmaktadır. Borsacı ile de arkadaş olurlar. Aralarında sınıf farkı vardır. Eğlenceli, hafif komedi. Not:3/4

GELECEĞİMİZ

Nos Futurs

Remi Bezançon, 2015, Fransa

İki lise arkadaşı erkek yıllar sonra birbirlerini bulurlar. Biri daha içedönüktür, diğeri ise daha dışadönük. Bu ikisi, içedönük olanın doğumgünü için bütün eski lise arkadaşlarını bir araya getirirler. Bu buluşma iyi bir fikir midir acaba? Yumuşak, hoş bir arkadaşlık filmi. Not:3/4

DENİZ FENERİ

L’equipier

Philippe Lioret, 2004, Fransa

Genç bir kadın bir adada olan çocukluk şehrine döner. Aile evinde bir kitap bulur. Kitabı yazan kişi, yıllar önce bu şehirdeki deniz fenerinde bekçilik yapmıştır. Deniz fenerine gelen bu sessiz adam bu şehirde iki ay kalmıştır. Adalılar ona yabancı olduğu için alışamaz. Fenerci, eski fenerci ve eşiyle samimi olur. Sürekli dışlanan adam şehirde zor günler geçirir. Film, bu adamın bu minik şehirdeki iki ayını anlatır. Durgun film, küçük şehir insanları, yabancılık, arkadaşlık, aşk üzerine. Sakin film gerilime dönüşür. İnsanlık halleri ile ilgili iyi bir seyirlik. Not:4/4

BENİM İÇİN ÜZÜLME

Je Vais Bien, Ne t’en Fait Pas

Philippe Lioret, 2006, Fransa

Genç bir kız tatilden eve döner ve erkek kardeşinin evden gittiğini öğrenir. Kardeşi ile babası kavga etmiştir ve oğlan evden gitmiştir. Kız buna katlanamaz, yemek yiyemez ve hasta olur. Ağabeyi, eve dönmese de ona dünyanın çeşitli yerlerinden kartpostal gönderir. Kız bu sayede ayakta kalır. İnsan psikolojisi ile ilgili incelikli film. Not:4/4

KUMUN ALTINDA

Sous Le Sable

François Ozon, 2000, Fransa

Evde, Sekiz Kadın, Genç ve Güzel, 5*2, Havuz gibi birçok zarif filmi olan yönetmenin belki de Evde ile birlikte en iki iyi filminden biri. Orta yaşlı bir çift, deniz kenarındaki evlerine tatile giderler. Adam emekli, kadın ise profesör. Adam, denize girerken kaybolur, bir daha dönmez. Kadın ise bunu bir türlü kabullenemez ve kocası hala yaşıyormuş gibi davranır. Kadının duygusal değişimleri etkileyici. Not:4/4

17 Aralık 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 6



Aaron-Lili
Cem Karaca-Mavi Liman
Oğuzhan Uğur-Kıskanç
Oğuzhan Uğur-Terbiyesizim
The Head and the Heart-Lost in my Mind
Düş Sokağı Sakinleri-Sevdan Bir Ateş
Audioslave-Be Yourself
Korn-Word Up
Pink Floyd-Wish You Were Here
Şebnem Ferah-Mayın Tarlası
Doğa İçin Çal
Cem Karaca-Sevda Kuşun Kanadında
Sıla-Ağla Halime
Mehmet Savcı-Duyanlar Duymayanlara
Manuş Baba-Eteği Belinde
Ammar Acarlıoğlu-Öldük mü Sandın
Abdou Salam-Yetim Gözyaşları
Maher Zain-Neredesin
Sawfa Nabka Hona-Burada Kalacağız
Hayalhanem-Firar Et Allah'a

16 Aralık 2017 Cumartesi

HER GÜNE BİR NIETZSCHE



Allan Percy

Pena Yayınları

Hayata dair bir ders kitabı gibi görülebilecek bir başvuru kitabı, kılavuz kitap.

Kitapta, düşünür Niçe’nin 99 adet özlü sözü var. Her bir sözü de yazarımız Percy kısaca açıklamış. Niçe’nin sözleri, gündelik yaşantımızda karşımıza çıkabilecek neredeyse her durum hakkında.

Kitap, herhangi bir yerini açıp okuyabileceğimiz nitelikte. Sözler kısacık ve açıklamalar da kısa ve faydalı. Felsefenin gündelik yaşama uygulanmasını gösteriyor.

Hayatı sevme, hayattan kopmama, karar alma, üzüntüyle başa çıkma gibi yaşamsal konularda pratik çözümler sunuyor. Örneğin, yaşamak için bir tek nedenimiz bile olsa yaşamak anlamlıdır, hayatımızın anlamlı olması için kendimize en azından bir neden bulmalıyız gibi.

Felsefeyi bir terapi gibi görmek isteyenler için el kitabı bu. Daraldığımızda bir ışık olabilecek kitaplardan. Pek de hafif dilli. Felsefe sözcüğünden korkanlara, sıkılanlara da iyi gelecektir.

Kütüphanenin temel kitaplarından olabilir.

Not:4/4

15 Aralık 2017 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 36



KIZLAR GECESİ

Rough Night, 2017, A.B.D.

Kız arkadaşlar yıllar sonra bir bekar gecesi için toplanırlar, amaçları eğlenmektir ama başlarına bir dolu bela gelir. Ortalama hafif komedi. Not:2/4

AŞKA MÜNHASIR

It Happened One Valentine’s, 2017, A.B.D.

Genç bir gazeteci kız, ünlü bir müzisyenle ropörtaj yapıp işinde atılım yapmayı amaçlar. Müzisyenle tanıştıktan sonra işiyle aşk arasında kalır. Sevgililer günü romantik komedisi. Ortalama. 2/4

SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN?

Burak Aksak, 2017, Türkiye

Bir dans okulu, dans yarışmasına katılmak ister ve başlarına komik olaylar gelir. Yarışma yanında bir de aşk hikayesi vardır. Eğlenceli, güldürüyor. Not:3/4

BAKICI

Inconceivable, 2017, Kanada

Bir aile yanlarına bir yardımcı alır. Ailenin kadını çocuk sahibi olamayınca yardımcıdan taşıyıcı anne olmasını isterler. Taşıyıcı kadın doğacak çocuğunu çok sahiplenir ve aileye zor anlar yaşatır. Aileye giren hırslı kadın filmlerinden. Sürükleyici gerilim. Not:3/4

KAYIP KIZ

Gone Girl, 2014, A.B.D.

Dövüş Kulübü, Yedi, Oyun, Panik Odası gibi karanlık gerilimlerin yönetmeni David Fincher’den yine bir gerilim. Görüntüler hoş, oyuncular iyi. Bir karı koca. Kadın ortadan kaybolur. Herkes kocasının öldürdüğünü düşünür. Adam ise karısının öldüğüne inanmaz. Hitchcock tarzı gerilim. İzlenir. Not:3/4

SAPAK

Detour, 1945, A.B.D.

Sıkı bir kara film. Bu siyah beyaz filmde, bir adam yolda otostop yapar, bir arabaya biner, arabayı süren adam yolda ölür. Yolcu da onun yerine geçer ama ölen adamın sevgilisi ortaya çıkar ve adama şantaj yapar. Türü sevenler kaçırmasın. Not:3/4

HOŞGELDİNİZ

Welcome

Philippe Lioret, 2009, Fransa

Genç bir Kürt oğlan, Irak’tan büyük zorluklarla Fransa’ya gelir. Amacı, İngiltere’deki sevdiğine ulaşmaktır. Ancak, bu olanaksızdır. Başarabilmek için, Manş’ı yüzerek geçmeye karar verir. Bunun için önce bir yüzme kursuna gitmelidir. Göçmen sorunu ile ilgili iyi bir film. Not:3/4

UNUTULAN TOPRAKLAR

La Terre Outragee

Michale Boganim, 2011, Fransa

Çernobil kazası ve kazanın olduğu şehirdeki yaşamı anlatan etkileyici bir film. Çernobil kazası günlerinde yaşananlar ve kazadan on yıl sonra yaşananlar. Çernobile turist götüren rehber Anya merkezinde anlatılan hikayede yörede yaşayanlar, kaza ve radyasyona rağmen topraklarından ayrılmak istemezler. İnce film. Not:3/4

KALAN HAYATININ İLK GÜNÜ

Le Premier Jour Du Reste De Ta Vie

Remi Bozançon, 2008, Fransa

Bir ailenin yaşamından farklı zamanlarda kesitler. Anne baba çocuklar ve onların bazen mutlu bazen mutsuz yaşamları. Duygulu, sevimli, hüzünlü. Tam Fransız usulü. Oyuncular, ortam, müzik hoş. Hepimizin yaşamında olabilecek olaylar. Fransız sineması sevenlere. Not:3/4

AİLE BAĞI

Ce Qui Nous Lie

Cedric Klapisch, 2017, Fransa

Genç bir adam on yıl dünyayı gezdikten sonra evine döner. Evde ailesi, kızkardeşi ve erkek kardeşi vardır. Üçü tekrar yakın olmaya çalışır. Ayrıca, aile işi olan üzüm bağlarını ve baba evini ellerinde tutmak veya satmak arasında kalırlar. Sıradan basit yaşamı anlatan incelikli, zarif film. Not:3/4

13 Aralık 2017 Çarşamba

KISSADAN HİSSE



1.

Bir gün Voltaire bir din adamı ile sohbet etmektedir.

Din adamına bir bardak uzatır ve bunu iç, içinde zehir var, der. Din adamı, içmem, diye yanıt verir.

Voltaire, iç, kaderinde ölmek varsa ölürsün, yoksa ölmezsin der. Din adamı içmez ve evine gider.

Gece rüyasında ona yukarıdan bir ses gelir. Neden içmedin? Din adamı da, zehir diye içmedim der.

Yukarıdaki ses de, içmeliydin, demek ki sen kendini benden daha çok seviyorsun. Belki de bardakta zehir yoktu.

2.

Bir taksi şoförü, yirmi lira için bir kadını ve kızını öldürür.

Mahkemesi olur. Hakim, ona ceza vermez ve der ki, bu mahkeme hiç bitmeyecek, sen buraya hep geleceksin.

Biz sana ölüm cezası vermeyeceğiz. Sen sonunda bu cezayı kendi kendine vereceksin. Bak her duruşmada, burada bir hemşire bekleyecek ve elinde iğne olacak. Sen suçunu kabul ettiğinde kendini cezalandırıp ölmek isteyeceksin.


(iki öykücük de kurgu)

12 Aralık 2017 Salı

HOŞ TESADÜF



Yaklaşık iki hafta önce, 28 Kasım’da, “Mori” adlı bir yazı yazmıştım. Babaannemi anlatmıştım. O öyküde, onun, tas kebabını iki tencere ile yaptığını anlatmıştım. Tas Kebabı zaten iki tencere ile yapılan bir yemek. Biri küçük diğeri büyük tencere.

Bir de, zeytine, turşuya, asma yaprağı koyduğunu söylemiştim. Bizim sevgili Küçük Mucizelerim, yani Ela’nın annesi, Nil yani, yorumunda bunları sormuştuydu. Ben de not almıştım blog defterime. Tas Kebabını yazayım, diye. Bir de incir yaprağını. İncir yaprağını sordum, kavanozun ağzına konuyormuş, içine değil, yani kapak gibi, zeytine, turşuya. Ama yaprak süt salmamalıymış.

Tas kebabını düşünüyordum. Dur yapıp anlatırım diye. Bu arada, pek hoş bir tesadüf oldu. Bizim Leylak Dalı’nın yazdığı kitabı aldım yakınlarda. Mutfağın Hatıra Defteri. Kitabın daha başında Tas Kebabı vardı. Leylak Dalı, çocukluğunu anlatırken, aklında ilk kalan yemek olarak bu yemeği anlatıyordu, ardından da benim de bayıldığım, muzlu rulo pasta geliyor. Bu arada kitap bir yemek kitabı değil, bir anı kitabı.

Ve tas kebabının tarifi de var yani. Şimdi, sevgili Leylak Dalı’nın duygusal kitabındaki Tas kebabı tarifinin fotosunu koyuyorum. Bir ara bu yemeği yapıp burda yazıcam da tabikide.


10 Aralık 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 35



MAVİ CAZİBE

Blue Seduction, 2009, Kanada

Uzun zamandır iyi müzik yapamayan bir besteci kendini içkiye verir, karısı onu iyileştirir. Genç bir şarkıcı kız besteciye yakınlaşır, zaten kaybeden durumda olan besteci  ile aralarında aşk başlar. Bu aşk üçgeni bestecinin müziğine hiç de yaramaz. Ortalama bir dram. Not:2/4

TURNUVA

Tournament, 2009, A.B.D

Zenginler için bir oyun düzenlenir. Kiralık katiller birbirini öldürecektir, zenginler de bahse girecektir. 30 katil birbirini öldürmeye başlar. Masumlar da karışır ölüm oyununa. Aksiyon sevenler için ideal. Not:3/4

SEVGİSİZ

Nelyubov, 2017, Rusya

İyi anlaşamayan evli bir çift, ayrılmaya karar verir, ikisinin de yeni sevgilisi vardır. Ancak bir de küçük oğulları vardır. Kendi dünyalarındaki bu çift, çocuğa ilgi gösteremeyince oğlan kaybolur. Çift de onu bulmak için birlikte davranmak zorunda kalır. Günümüzdeki sevgisizliği, bencilliği anlatan iyi bir film. Not:3/4

GARSON KIZ

Waitress, 2007, A.B.D.

Genç bir kadın, evliliğinde mutsuzdur, kocası ona kaba davranmaktadır. Hamile de kalır. Kadının en büyük merakı turta yapmaktır, annesinden öğrenmiştir bunu. Bir kafede çalışan kadının yine bu kafede çalışan iki yakın arkadaşı vardır. Hamilelik için doktora giden kadın, doktoruna aşık olur. Doktor da ona aşık olur ama o da evlidir. Kadın ne yapacağına bir türlü karar veremez. Tatlı film, oyuncular, turtalar, her şey tatlı. Mutluluk veren film. Not:3/4

AYAZDA BİR YÜREK

Un Coeur En Hiver

Claude Sautet, 1992, Fransa

Fransız sinemasının en Fransız ve büyükustalarından Sautet’in başyapıtlarından biri. Diğerleri de Hayat Bağları, Nelly ve Mösyö Arnaud. İki arkadaşın bir keman tamir atölyesi vardır. Biri işleri düzenler, dışadönüktür, diğeri ise tamirde çok iyidir, içedönüktür. Bu ikili, güzel bir kemancı kız ile tanışırlar, Kız Ravel çalmayı sever. Dışadönük olanla aşk yaşamaya başlarlar. Ancak kız kimi sevdiğine emin değildir. İçedönük olan ise duygusuz bir insandır. İnsan, aşk, sanat üzerine unutulmaz bir film. Not:4/4

9 Aralık 2017 Cumartesi

EDEBİYATİST



Yaklaşık iki yıllık edebiyat dergisi.

Genelde yeni, genç yazarların bulunduğu dolu dolu dergi. Son sayının dosyası, Şiir ve Edebiyat.

Dergiye Ahmet Erhan ve Ataol Behramoğlu ile giriş yapılıyor. İlyas Salman söyleşisi,  yeni öykücülerimizden Şeyma Koç’un Sina Akyol ve Gonca Özmen ile yaptığı söyleşi, Chopin’in bestelerini hangi acılardan geçerek yazdığını anlatan yazı hoş yazılardan birkaç tanesi.

Dergide, Tolga Yazıcı da var. Aramızdan bir blogçu olan Tolga, kitap da yazdı, Parçalanmış Gülüşler, şimdi de bu dergide öyküler yazıyor. Yeni çevirmenlerimizden Şaziye Çıkrıkçı da dergide.

Ayrıca, çok sayıda öykü, şiir, denemenin yer aldığı Edebiyatist, çok doyurucu.

Not: (dergiden)

“Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…”

Ahmet Erhan

8 Aralık 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 5



Bilal Yıldız-Kırılır Kalbim
İrem Derici- Bazı Aşklar Yarım Kalmalı
Cem Altıntaş-Aşık Oldum Galiba
Zeynep Dizdar-Vazgeç Gönül
Camila Cabello-Havana
To The Bone-Soundtrack
Safura-Sarı Gelin
Ane Brun-All My Tears
R.E.M.-Losing My Religion
Yaşar-Aldanırım
Tom Robertson-What You've Become
Nick Cave-Red Right Hand
Havariler-Mavi Duman
Mavi Sakal-İki Yol
Aviva-Grrrls
Gabriel Black-Sad Boy
Can Kazaz/Nilipek-Kendi Halimde
Oğuzhan Koç-Vermem Seni Ellere
Zolita-Holy
Orelsan-Paradis

7 Aralık 2017 Perşembe

FİLM SEÇKİSİ 34



ROMEO ÖLMELİ

Romeo Must Die, 2000, A.B.D.

Jet Li’den havalı bir kung fu filmi. Görüntüler, dövüşler güzel. İntikam, mafya, aşk, bu tür filmlerdeki her şey var. Keyifli aksiyon. Not:3/4

1 BUCK

Fabien Duflis, 2017, A.B.D.

Biraz değişik, stil bir suç filmi.  Yaralı, alkolik bir detektif bir katilin peşine düşer ancak kendisini bir türlü toplayamaz. Sık izlediğimiz bir konu, durağan ama keyif veriyor. Not:3/4

ÇİN SEDDİ

The Great Wall

Zhang Yimou, 2016, A.B.D.

Birçok iyi filmini izlediğimiz Çinli yönetmenden yine görsel yönden etkileyici bir film. Yönetmenin Çin’deki filmleri daha iyiydi, şimdi Amerika sinemasında daha çok görsel yönden iyi filmler çekiyor. Bu filmde de, Çin seddi önünde Matt Damon, canavarlarla savaşıyor. İzlenir. Not:3/4

ESKİ SÜPER SEVGİLİM

My Süper Ex-Girl Friend, 2006, A.B.D.

Sıradan bir adam bir süper kıza aşık olur, doğadışı güçleri olan kız, Uma Thurman, sıradan adamın hayatını alt üst eder. Komedi aksiyon. Not:3/4

AKLIM KARIŞTI

Girl, Interrupted

James Mangold, 1999, A.B.D.

Bir akıl hastanesindeki sorunlu kızların yaşamı. Filmde çok iyi bir oyuncu kadrosu var ve konu da ilginç. Etkileyici ve iç burkucu ama önemli film. Not:3/4

6 Aralık 2017 Çarşamba

KAYIP RUJ



Haftasonu ilginç, saçma ama komik de bir rüya gördüm.

Aslında düşününce rüyanın gündelik yaşamdan gelen bir mantığı da vardı. Mahallede bir süre için elektrikler kesikti. Kablo döşedikleri için. Alışverişlerimi genelde mahalledeki Migros’tan yaparım. Bir ruj kaybetmiştim, kırk lira vermiştim bu ruja, metrobüse koşarken çantamdan düşmüştü. İstiklal’de yürürken zurna, dümbelekle eğlenceli müzik yapan birkaç kişi görmüştüm. Bir de bir hayır kermesine rastgelmiştim ve aşure alıp yemiştim bu kermesten.

Rüyam ise şöyleydi. Gratis’e girdim ve çalışan kızdan çilekli ruj istedim. Kızın göğsündeki etikette Tuğçe Aşure yazıyordu. Çilekli ruj var dedi ve getirdi, Avon’du. Kıza dedim ki, önce sen bir tadına bak, çilekli ise alacağım. Kız bakamam siz bakın dedi, olmaz şimdi tatmak istemiyorum, sen baksana tadına dedim, yapamam dedi. O zaman yetkili kişiyi çağırır mısın dedim, geldi, kızın göğsündeki etikette Tuba Dümbelek yazıyordu. Kız biz böyle bir şey yapmayız dedi, ben de çıktım dükkandan.

Metrobüse bindim ve Cennet durağında indim. Cennetin kapısına geldim, kapıdaki kişi, saat onikide kapıları kapatıyoruz dedi, yeni kuralmış. Tamam dedim girdim Cennete. Cennette baktım, herkes havada uçuyor ve herkesin kafasının üzerinde yuvarlak floresan bir lamba var. Hımm dedim iyi burada elektrik kabloları döşenmiş neyse ki.

Sonra insanlara dokundum, parmağım diğer tarafa geçti, dokunamıyordum, içleri boştu. İçlerinden geçebiliyordum. A aa dedim insanların etleri yok, ah et alacaktım unuttum ve hemen koştum Migros’a girdim ve yarım kilo kıyma aldım.

Rüyalar böyle işte, mantıklı olmuyorlar, yaşantılarımızın süzme yoğurdu gibiler. Ah evet süzme yoğurt yapmam lazım. Artık bir sonraki rüyada.

5 Aralık 2017 Salı

YUMURTALI PATATES


Yumurtalı patates, öncelikle, kabukları ile yıkanıp kurulanmış patateslerin enine soyularak dilimlenmesi ile yapılıyor. Teflon tavaya yağ konuluyor, yağ kızınca patatesler bir sıra dolacak şekilde sıralanıyor. Önlü arkalı yakmadan kızartılıyor ve başka bir kaba alınıyor, her alışta biraz tuzlanıyor kapta.


Sonra, bütün patatesler bitince yağ alınıyor, patatesler tavaya sıralanıyor, üstüne o yağdan biraz dökülüyor. Başka bir kapta yumurtalar tuz ile karıştırılıyor. Yumurta karışımı patateslerin üzerine dökülüyor. Yumurtaların yapışması önleniyor. Patateslerin altı da üstü de pişiyor. Patatesler ters yüz edilip tekrar tavaya yerleştiriliyor.


Bu kez farklı bir yöntemle yaptım. Patatesleri kızartmak yerine suda pişirdim. Besin değeri azalmasın diye.Bunun için patatesler daha önce ısıtılmış suyun olduğu tencereye konarak pişiriliyor. Yaklaşık onbeş dakika pişiyor. Başka bir kapta da yumurtalar, örneğin dört yumurta karıştırılıyor. Patatesler yarım kilo veya daha fazla olabilir. Patatesler tavaya alınıyor, üstüne yumurta dökülüyor. Ve bir süre pişiyor. Gayet sade ama çok lezzetli oluyor. Yanında domates ve turşu iyi gidiyor.


4 Aralık 2017 Pazartesi

PEAKY BLINDERS



Şimdilik dördüncü sezonunu bitiren İngiliz dizisi.

Bazı diziler efsane olur, klasikleşir. Stili vardır, benzerlerinden farklıdır. Bu dizinin müzikleri ve görüntüleri çok iyi. Şimdiden klasikleşti.

1920’ler, İngiltere, Churcill zamanı. Birmingham. Birinci Dünya Savaşı sonrası zor ve kaotik yıllar. Şehirdeki bir çete, Peaky Blinders. Kafalarındaki kasketlerde bıçak var. Mahallerine hakimler, insanları, aileleri koruyorlar, karşılığında da elbette para alıyorlar.

At yarışı, içki, silah, uyuşturucu, soygun, bütün bunlar bu çete ve benzer çetelerin elinde. Çeteler kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar.

Thomas Shelby de Paeky’lerin başı. Sert yöntemleri var. Ve polis de çetenin peşinde. Detektif Campbell, şehri bu çeteden temizlemek için Birmingham’a gelir. Shelby, kendi egemenliğini sürdürmeye çabalarken polisten de kurtulmaya çalışır.

Dizi, bir tür mafya, suç filmi. Konu iyi ve ustaca işlenmiş. Oyuncular ve yan konular iyi. Sürükleyici, meraklı. Çok havalı. Kendi türünde mükemmel. Aşk, arkadaşlık, strateji, ihanet, her şey var.

Dizi sevenler kaçırmasın. İngiliz ve İrlanda aksanlarını sevenler için de ideal.

2 Aralık 2017 Cumartesi

THE KEEPERS



Önemli bir Netflix Belgesel dizisi. Birer saatten yedi bölüm.

Yaklaşık elli yıl önce, A.B.D.’de Baltimore şehrinde bir Katolik okulunda öğretmenlik yapan bir rahibe öldürülür. Rahibe Cathy herkesin sevdiği bir insandır. Cesedi iki ay sonra bulunur. Aynı günlerde aynı bölgede bir kız daha kaçırılıp öldürülür.

Aradan elli yıl geçmesine rağmen bu cinayetlerin suçluları bulunamaz. Kilise, devlet, polis, bu cinayetleri örtbas eder. Bu okulda o yıllarda okumuş birkaç kız öğrenci, onca yıl sonra, okuldaki birkaç rahip tarafından cinsel tacize uğradığını açıklarlar.

Kızlar, çeşitli nedenlerle bu kötü anılarını unutmuşlardır, ancak, hatırlamaya başlarlar. Özellikle, rahiplerden biri, kızları kutsal amaçlarla kandırarak kötüye kullanmıştır. Olay, günümüzde patlak verir. Tacizlerle cinayetlerin bağlantısı açıktır. Ancak, resmi yetkililer olayı bir türlü çözemezler, günümüzde de.

Ancak, birkaç mağdur kadın savaşmaya devam etmektedir. Bu gerçek olay etkileyici. Olayın örtbas edilmesi, sorumluların tacizleri ve cinayetleri kabul etmemesi akıl alacak gibi değil. Ancak, kilise, polis, okul, devlet bir araya gelince vatandaşa karşı büyük bir güç oluyorlar. Ama yine de birkaç insan gerçeklerin peşinde koşabiliyor, her şeye rağmen.

Kaçırılmaz. Modern toplumların acımasız yöneticilerini bir daha görüyoruz, gündelik yaşamda.

30 Kasım 2017 Perşembe

BLOG YAZMAK



Bir blog arkadaşımız bizden yardım istedi. Kendisi çok da şirin yazıyor ve yorumlarında da aynı şekilde içten. Blog yazma ve okumada içtenlik en önemli unsur. Bir de genelde olumlu, motive edici, mutluluk verici yorum yapmak da çok yapıcı oluyor.

Arkadaşımızın blogu:  https://cesursevgimeleyi.blogspot.com.tr/

Bloglarımız bir apartman gibi. Biz de komşular. Ne kadar çok ziyarete gidersek ve yorum yaparsak o kadar arkadaşımız da bizi ziyarete geliyor. Blog yazmanın birinci şartı, her şeyde olduğu gibi, yazmayı sevmek. Blogumuzu sevmek ve çaba ve zaman harcamak. Okul gibi, işe gider gibi, bir hobi gibi, blogumuza zaman ayırmak.

Blogun ilk kuralı, yazmak. Ne olursa olsun yazmak. Belki anılar, gündelik yaşam, belki öykü şiir deneme, yemek, gezi, kozmetik, moda, her ne olursa olsun yazmak. Her konuda yazılabilir. Çok kısa veya uzun olabilir yazılarımız. Ama bloga düzenli yazı girmek iyidir. Her gün olabilir, gün aşırı olabilir, haftada bir olabilir. Ama düzenlilik, süreklilik iyi.

İkincisi, gelen yorumlara mutlaka yanıt vermek. Yanıtlarımıza tekrar yorum gelirse onları da yanıtlamak. Yorumları gmailden izlemek kolay. Sonra da, yorum yapanlara gitmek, okumak ve yorum yapmak.

Üçüncüsü de blog gezmek, okumak ve yorum yapmak. Bu da ayırdığımız zamana bağlı. Ben, akşamları birbuçuk saatimi bloguma ayırıyorum. Yarım saat yazmak için, bir saat da yorum yanıtlamak ve blog okuyup yorum yapmak için. Belki diyelim kendimize on blog seçeriz. Bu bloglardaki her yazıya yorum yaparız. Yorum yaptıkça yakınlık olur ve ayrıca o bloga gelen başka arkadaşlarımız da yorumlarımızı görüp gelirler. İstersek daha çok sayıda yorum da yapabiliriz. Yani, kendimizi göstermeliyiz ki, bizi görüp gelsinler.

Blogumuza üye sayısı önemli değil, az sayıda veya çok sayıda üye olması değil de, aktif olarak okumak ve yorumlaşmak daha önemli. Bizler, yorumlarla mutlu oluyoruz ve yazmaya devam ediyoruz. Blog çevremiz çok tatlı insanlardan oluşuyor. Bu çevreye girildi mi, mutlu olmak ve heyecan duymak çok kolay.

Blogla ilgili teknik konular çok önemli değil. Dizayn örneğin. Önemli olan yazmak ve yorumlaşmak. Ama, teknik konularda bilgili arkadaşlarımız da isteyince bize yardım ediyorlar.

Ayrıca, Google Plus blog gruplarımız var, Facebook blog gruplarımız var. Zaman zaman arkadaşlarımız Blog Keşif Etkinliği düzenliyorlar. Bu etkinliklere blogumuzu ekliyoruz ve bizi görenler artıyor ve biz de başka blogları keşfedebiliyoruz.

Bir de mimler var. Mim, seçmek, işaretlemek demek. Bir konu buluyoruz ve yazıyoruz. Örneğin, en eski çocukluk anımız, en sevdiğimiz film, güne nasıl başlıyoruz gibi. Bunu blogumuzda yazıyoruz ve başka arkadaşlarımızı mimliyoruz. Onlara gidip senin mimledim hadi sen de yaz diyoruz. Bu da bir yakınlaşma yolu.

Bir de, çekilişler var, çekiliş yapmak veya çekilişlere katılmak, gibi. Ayrıca, bazen, başka bloglarda yazı da yazabiliriz. Daha çok tanınmış bloglarda yazılarımız yayınlanabilir.

Ben, minik bir blog defteri tutuyorum. Bu deftere, örneğin, Feri Peri'yi tanıt, Ruhsa'ya yorum yap, İrem Akay'ın filmini izle, Tuğçe'nin dizisini izle, gibi notlar alıyorum.

Bir de, eski veya yeni diye ayırt etmeden herkesi okuyorum. Yenilere ve öğrencilere öncelik tanıyorum. Okuru, yorumcusu az olanlara öncelik tanıyorum. Bir yeni blogçu arkadaşımızın blogu dolmadan içim rahat etmez.

Şimdiiii, hadiii hepimiz Cesur Sevgi Meleği'ne gidelim. Ne güzel bir adı var ama değil mi? Benim aklıma gelenler bunlar. Sizler de bu yazıya yorum yapıp düşüncelerini söyleyin, böylece fikirlerimiz çoğalsın.

29 Kasım 2017 Çarşamba

TATLI ERGENLİK



Ergenlik yıllarının en zor dönem olduğu söylenir. Abartılı duygular, okul, arkadaşlar, aşklar. Odamızda yatağımızda oturup saatlerce duvara bakmak. Çatışmalar.

Ama en güzel yıllarımızdır da. İçimiz içimize sığmaz, birden içimize kapanırız. Yine de geriye bakınca, çocukluk ve ergenlik, en tatlı zamanlarımızdır. Belki de en özlenen zamanlarımız.

Okula gitsek de asıl derdimiz arkadaşlar ve karşı cinstir. Bir arkadaşı veya bir karşı cinsi bir anda hayatımızın merkezine oturturuz. Tanışırız, ders çalışırız, yemek yeriz, dolmuşa kadar birlikte gideriz. Bir hafta içinde her şey olur biter.

Ben de, hayatımda ilk defa birini daha yeni tanımama rağmen değer veriyor ve her şeyini biliyordum. Her şeyimizi birbirimize anlatıyorduk. İlk gün bana çok güçlü bir kız olduğumu söylemişti. Hayatım boyunca hep ileride evleneceğim kişinin bana çok güzelsin, çok sevimlisin gibi salak saçma şeyler yerine çok güçlüsün demesini isterdim. Zekisin filan da demesin, güçlü ve her şeyi yapabilecek biri olduğumu söylesin. Ve o ilk gün böyle demişti. Benziyorduk birbirimize, hayatımız, aile yapımız.

Hayallerine kavuşacaksın demişti, üniversiteyi kazanacaksın. O kadar samimiydi ki, hayalime inanıyordu bütün kalbiyle. Bir gün kütüphaneye giderken kimya hocasına rastladım. Hocaya soru soruyordum. O çocuk da beni bekliyordu.  Hoca, çift misiniz diye sordu.

O da hayır dedi, hocanın sorusuna çok şaşırmıştım. Biz sonra çocukla yolda giderken bana, yanlış anlama benim sevgilim var, senle beni birlikte görmüş birileri, ona haber vermişler, dedi. Ben de bunu normal karşılayıp güldüm, benim çok erkek kankam var ve sevgilileriyle böyle sorunlar yaşadığım oluyor, seni yanlış anlamadım dedim. Sonra kütüphanede iken, çocuk bana derslerimde yardım edip soru çözerken, kız da geldi. Kız rahatsız olur diye ben mahcup hissediyorum ama bir yandan da yüreğimde bir acı, ağlamamak için kendimi tutuyorum.

Yanıma bir kız arkadaşım geldi, bak bunlar sevgili, sen de bu çocuğa aşık olmuşsun dedi. Aslında ben bu çocuğun bir arkadaşından hoşlanıyordum ama nedense bu çocuğa birkaç günde aşık olmuştum işte. Ama bütün okul bizi konuşuyordu, öğretmenler bile, hep beraber göründüğümüz için. E ben de kendimi geri çekme kararı aldım, kız da iyi birine benziyordu. Kızla da tanışmıştım.

Düşündüm, olmaz, sen bu çocuğa aşkını unut dedim. Ve, bu çocuktan önce hoşlandığım çocuğun bir hafta sonra yaşgünü idi. Bari dedim, ona doğumgünü mesajı atar ve bir hediye alırım.

28 Kasım 2017 Salı

MORİ



Babaannem, bizlere hep takılır, hadi be mori, şimdi istesem dokuz tane daha doğururum, sizde iş yok der, yani maşallah o yaşta bu enerji. Meğerse onun enerjisi, kilo vermek için kullandığı tarçın kabuğundan gelirmiş.

Bizim miniklerden Nilda ile oynaşıyordu geçen gün. Babaannemizin dili dönmüyor, Nilda diyemiyor, Nida diyor. Abisi Ege de takılıyor babannneye. Ege ilkokulda, Nilda daha minik. Babaannee, Nilda, l ile l harfi var bak ordaa.

Babaanne sen gitmedin mi okula, diyor Ege. Babaanne de Ege’ye sordu, hadi hipopotamus desene. Tabii ki söyleyemedi Ege. Naber dedi babaannem sizin okulda öğretmediler mi hipopotamusu. Ayrıca, bizim Nilda, sinema ve tiyatro sevmiyormuş, çünkü çok uzun oluyormuş onlar.

Babaannem ile arkadaşlarının sohbetleri komiktir. Mesela, yemek, reçel, turşu filan sohbetlerine bir girerler. Biri başlar, domates, biber, patlıcan. Diğeri de hayır, önce biber, sonra domates patlıcan, hepsi birbirine itiraz eder.

Çiğ dolma tarifi tartışmasına girerler, pancar yaprağı. Tas kebabı tartışması. Babaanneme göre tas kebabı iki tencere ile yapılır, üst üste iki tencere konur, sıkıştırılmış. Turşuya incir yaprağı koyar, zeytine de. Hayıt çayı içer.

Bir de hep aynı şarkıyı söyler. Sevilen kıymet bilmez, seven gönül yanar.

26 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 4



Tubelight-Naach Meri Jaan
U2/Kygo-You're the Best Thing About Me
Imagine Dragons-Believer
Imagine Dragons-Thunder
Jason Mraz-I am Yours
Mediha Şen-Saçların Tarumar
Siya Siyabend-Bırak Geçen Geçsin
Elif Kaya-Gençlik Başımda Duman
Epik High-Here Comes the Regrets
Koray Avcı-Unutamam Seni
Ahmet Aslan/Cem Adrian-Sarı Gelin
Cat Stevens-How Can I Tell You
Korn-No Way
Korn-Blind
Townes Van Zandt-Black Widow Blues
Linda Rondstadt-Blue Bayou
Lucho Castellanos-Bombo Y Maracas
Louis Clark-Can't Stop the Classics
Troyes-I Don't Need You
Tomborato-Negra Rosa

25 Kasım 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 11



BENİ SEVMEK ZORUNDASIN

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız iki şiir kitabından sonra bu kez bir romanla bizimle.

Erdi’nin temel konuları aşk ve hüzün bu eserinde de devam ediyor. Dizelerinde olduğu gibi satırlarında da aşk, özlem, ayrılık, acı ve hüzün var.

Hayali, takıntılı, platonik aşkları konu edinmiş romanında. Birkaç kişi arasında gelişen aşkları tatlı tatlı okurken sona doğru gerilime dönüşüyor.

Miray, Korkut, Ümit, Zeynep, hepsi de yakın çevrelerde yaşayan, bazıları birbirini tanıyan, bazıları da tanımayan birkaç insan. Bir yayınevi ile bağlantısı var hepsinin bir şekilde.

Bu dördünün yanında Tunç, Ruhi, Reyhan da var çevrelerinde. Hepsi birbirine tesadüflerle veya aşklarla bağlı.

Aşkın tutkulu ve hastalıklı hali ile uzaktan yaşanan hayali hali arasında kalmış bir avuç insan. Hayal ile gerilim arasında gerçeküstü aşklar.

Arkadaşımıza artık hüzün yazarı diyebiliriz. Dramatik aşk sevenler için hoş bir okuma.

Not:4/4


23 Kasım 2017 Perşembe

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ



Charles Dickens

İskele Yayıncılık

İki Şehrin Hikayesi. Dünyada Don Kişot’tan sonra en çok basılan kitap. Yani en çok okunan klasiklerden biri. Bu normal çünkü iyi bir roman.

Fransız Devrimi zamanı iki şehirde geçiyor. Paris ve Londra. Paris karışık, devrim oluyor, öldürülenler çok, soylular öldürülüyor. Bazı Fransızlar kargaşadan kaçıp Londra’ya gidiyor.

Kitabın kahramanı Lucie. Babasından uzak yaşar yıllarca ve sonunda babasını bulur ama babası uzun yıllar hapisten sonra kendisini bile tanımaz. Kocası Charles, bir soylu olduğu için idama mahkum edilir.

Sydney ise Lucie’yi seven bir avukattır. Lucie, babası ve eşi nedeniyle zor yıllar geçirir. Devrim sırasında bütün değerler karışmıştır. Bu kaos içinde hayatta kalmak bile zordur.

Romanda olaylar Paris ve Londra arasında gidip gelen insanlar ve yaşanan zorlukları anlatıyor. Devrim nedeniyle bütün hayatlar alt üst olmuştur.

Bütün bu olup bitenler arasında aşklar ve arkadaşlıklar da önemli yer tutar.

Kitap, aşk ve devrimi anlatan müthiş bir başyapıt.

Not:4/4

22 Kasım 2017 Çarşamba

KOY



Kendimi ait hissedebildiğim ve biraz olsun yalnız kalabildiğimi düşündüğüm yerleri seviyorum. Örneğin, Avrupa yakası daha kalabalık. Anadolu yakası da öyle ama insan mesela sabah beşte Moda sahile bisikletle inip banklara yatabiliyor. Kayalıklarda tek başına rahatsız edilmeden kahve içip  müziğini dinleyebiliyor.

İnsanın saçlarını kısacık kestirmesi de böyle. Uzun saç olunca insan düşüncelerini, duygularını, günahlarını saçlarının arkasına saklayabiliyor. Kısa saç ise sanki insanın kendiyle yüzleşmesi gibi. Saklayacak bir şeyin yok oluyor sanki. Cam berraklığı.

Burgazada’da Madam Martha Koyu var. Oraya yalnız gitmek insana huzur veriyor. Kısa bir kamp yapıyorsun. Bu koya ilk gittiğimde hikayesini bilmiyordum. Yazın gitmiştim. Biraz tepelik bir yer var, ordan suya atlamıştım, akşamüstü idi.

Ayışığı altında üzerimde hiç bir yük olmadan yüzerken, uzay boşluğunda ve ağırlıksız hissetmiştim, çok güzeldi.

Madam Martha ise bu koya gelir, koyda çıplak gezer ve denize çıplak girermiş.

Buket Uzuner'in bir kitabı var, "Ayın En Çıplak Günü" diye. Onda bir hikayede kadın, ayışığında denize giriyordu. Bu kitabı yanıma almıştım, o koya bir daha gittiğimde.  

Hayatın güzel tesadüfler içinde ilerlediğini düşünmüştüm kitabı o koyda okurken.

19 Kasım 2017 Pazar

GÖNÜL BİR YELDEĞİRMENİDİR



Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Gürpınar, edebiyatımızın en iyilerinden. Reşat Nuri, Ahmet Hamdi gibi. Romanları mizah dolu. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Cadı, Gulyabani gibi daha önce okuduğumuz ve sevdiğimiz eserleri var.

Gözlemle yazan yazar, İstanbul yaşamını komik bir dille anlatıyor. Bu romanında da aydınları, cahilleri işlemiş. Yanyana iki konakta yaşayan iki çift var. Çiftlerden birinin kadını çok okuyan, düşünen biri iken, eşi ise hayatı daha hafif yaşayan, çapkın bir erkek.

Diğer çiftin erkeği ise bir bilgin ve karısı da öylesine sıradan bir kadın ama güzel. Ayrıca, her iki konakta yaşayan hizmetliler, hizmetçiler de var.

Çapkın erkek, diğer konaktaki güzel kadına kafayı takınca, bu dörtlü ve hizmetçiler arasında birbirinden komik olaylar gerçekleşiyor. O dönemin İstanbul yaşantısı da romanın keyifli bir yönü.

İnsanların zaaflarını, uyanıklıklarını anlatan, okunması mutluluk veren bir roman.

Not:3/4

16 Kasım 2017 Perşembe

ODYOMETRİ



Başladık mı geyiğe. Senin baban neci? Pilotes. Annen? Pilates hocası. Ay ne güzel yaa, pilotes ile pilatesin kızı. Sen ne olcan büyüyünce? Polis, öğretmen, doktor olcam ama böyle giderse okul hayatım ancak sağlık meslek yüksek okulunu bitirip odyometrist olurum, donyağı gibi.

Donyağı ne yaaa? Ya babaannem hep der işte, donyağı gibi her yerden çıkma. Babaannemin lafları meşhurdur. Mesela, heyheylerim tuttu, zolilerim tuttu, asaplarım bozuldu. Şaşırınca der, hayreti mucip, hayreti uzma.

Bizim babaannemiz zengin ve soylu değil tabii ki. Sıradan bir babaanne. Babaanne gibi babaanne. Boğazda vilyası yok, İtalya veya Fransa’da villaya villa derler ama bizim ülkede vilya diyorlar. Vilyasında Sisley ve Ayvazovski orjinalleri yok. O sıradan bir yüksek ilkokul mezunu. Düz liseyi bitirmiş, nakışlısını değil.

Bizim babaannemiz Bolşoy balesini izlerken çekirdek, fıstık yer, açıkhavada yani. Geçen yaz Alaçatı’da öyle yapmıştıydı. Öndeki oturan kızlar demiş ki babaanneme, siz galiba Bolşoyu her zaman izliyorsunuz, biz bu baleyi görmek için Ankara’dan geldik. Yani demek istiyorlar ki, çekirdek yemeyin ayıp oluyor. Babaannem de bakmış kızlara, anlamaz anlamaz, hoşgeldiniz, demiş.

Ama zencefil, limon kabuğu, yasemin, akşam sefası kokularını sever. Denize girince balıklara dünden kalmış ekmekleri, pideleri verir, besler onları.

Bizim kızlardan biri yabancı bir oğlanla evlendi de, yani babaannemin deyişiyle, ecnebi biriyle evlendi de, şimdi oğulları oldu, babaannem diyor ki, napcaz şimdi ya, sünnet düğünü olcak mı ilerde? Bayramlarda gelip elimi öpcekler mi?

15 Kasım 2017 Çarşamba

MEDYATİK HALLER



Sosyal medyada insanın başına neler geliyor.

Bir kızın snap’ini kırdım yanlışlıkla snap şifresini kırdım. Snapchat indirdim telefonuma. Gmail de var işte. Mailden girecektim snapa.

Snap şifremi unutmuşum. Yeni şifremi gönderdim gmaile. Geldi. Girdim yeni şifreyi. Bir başkasının snapine girdim nasıl olduysa. Snap benim snap değil. Kızın numarası, doğum tarihi görünüyor.

Numarasını aldım wadzapa girdim. Baktım kızın numarasına, fotosuna filan. Bir şey yazmadım. Onun da adı Derin’miş.

Baktım gmail adreslerimiz aynı. Olacak şey değil yani. Gmail iki kişiye aynı adresi vermez. Ya kız laf olsun diye sallapati açtı gmailini, ya da olmayacak bir yanlışlık oldu.

İlginç yani, gmail hesabı benim. Ama onun da aynı gmail hesabı. Böylece nasıl olduğunu bilmeden hacker olmuş oldum. Bir de wadzapta kim diye bakarken yanlışlıkla arama yaptım aman neyse ki kız dönmedi. Dönseydi diyecektim işte, böyleyken böyle.

14 Kasım 2017 Salı

HATIRLIYORUM



İnsan beyni tuhaftır işte. Neyi hatırlayacağını, neyi hatırlamayacağını bilmez. Olmadık anları hatırlarız ama bir zamanlar çok önem verdiğimiz insanları, olayları unutuveririz.

Bazılarımızın görsel hafızası güçlüdür ve onlar görmeden o insan hakkında bir yargıya varamaz. Bazılarımız isimleri unutur, bazılarımız kötü olayları. Bence, geçmişteki iyi durumları hatırlamaya eğilimliyiz.

Ben de mesela, yaşanmışlıkları unutmam. Geçmişe dayalı anıların en küçük ayrıntılarını bile hatırlarım.

Mesela annemin arkadaşlarından biri misafirliğe gelmişti bize yıllar önce. Her iki tarafın da iş güç telaşı, yaşam savaşı, gündelik hayat nedeniyle bir daha gelemedi o kız bize, bir türlü denk gelmedi bir daha, davet de ettik ama olmadı, gelemedi işte.

Annem de diyor ki evimize hiç ayak basmadı o. Ayıp valla diyor, herhalde üstüne düşmemizi istiyor, tekrar tekrar çağırmamızı. Ben de tamam evet uzun zaman oldu gelmedi dedim, ama gelmişliği de var bize. Öyle annemle polemiğe girdik, hayır gelmedi, hayır geldi diye.

Öyle bir kaptırmışım ki kendimi, nasıl derine indiysem yani,  anneme dedim, geldi,  perşembe günüydü, kayın validesi yoktu yanında.  Mavi elbise vardı üstünde, saçını kestirmişti,  lacivert far sürmüştü, gözlerinden tut çıkardığımız ikramlara kadar saydım. Çok komikti ama okadar ayrıntıyı anımsamam da ilginçti, yani şaşırmıştık.

13 Kasım 2017 Pazartesi

YA BAKLA YA BAKLAVA


İlkbahar genellikle alçaklardan başlar, yükseklere, tepelere doğru çıkar. Sonbahar ise yükseklerden, tepelerden, yamaçlardan başlayarak aşağı doğru iner. Yükseklerde yapraklar kızarır, sararır, ama alçak bölgelerde bu daha geç gelir.

Doğa başlar kızarmaya, yapraklar kızarır, İtalyan Sarmaşığı örneğin çok güzel kızarır. Bağlar da kızarır. Çeşit çeşit bağ ve üzüm vardır. Bazıları yüksektir, bazıları bodurdur bağ kütüklerinin. Bazıları sarıdır, bazıları kırmızıdır. Diyarbakır’da, Karadeniz’de, Ege’de hep farklıdır üzümler.

Karadeniz’de yanıye, toprak yanıye derler, yapraklar kızarınca. Ne güzeldir doğa ve doğa içinde olmak. Bir ülkede zeytin, nar, incir, üzüm, erik varsa o ülkenin sırtı yere gelmez derler. Zeytin ağaçlarına bakmak çok keyiflidir. Makilerin arasında da yabani zeytinler vardır. Narları görmek de insanı mutlu eder, sarı sarı ağaçlarda.

Hemen her şeyin reçeli yapılabilir. Domatesin, enginarın, acı biberin. Her yerde festivaller, şenlikler, olur. Zeytin, nar, incir, mandalina. Arazileri, tarlaları, bağları, bahçeleri görmek doğanın sihrini bizlere geçirir. Doğada temiz hava almak. Kargılar görürüz örneğin, bunları görünce anlarız ki yakında su vardır. Köylülerin kendilerini beslemesini bekleyen kediler, köpekler vardır ortalarda, güneş altında kedi köpek iyi de geçinirler.

Güneş altında toprak pırıldar, kayalar pırıldar. Bu pırıldama o toprakta demir olduğunu gösterir. Meşe ağaçları vardır yol kenarlarında, ceviz ağaçları. Yükseklikleri farklıdır meşelerin. Gövdeleri farklıdır. Çınaraltı ve akasya altı kahveleri vardır köy meydanlarında, köy ekmekleri.

Ama biz doğayı, kediyi, köpeği, mandalinayı genelde ya markette ya da rüyamızda görüyoruz. Dün gece bir uyandım bir tuhaf. Uyandım sanki kafamdan örümcek geçti de yüzümde ağ yapmış gibi sonra böyle saçımı başımı silkeledim böyle sonra yatakta böcek gördüm gibi sonra baktım yok iyice delirdim.

12 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 3


Juana Molina-Lo Decidi Yo
Juana Molina-Un Dia
Pauwel De Meyer-Witches
Pauwel De Meyer-Woods
CryJaxx ft. Davi-N.S.N.
Romy Cave-Something Just Like This
Fuat Saka-Şimdi Ne Yapar?
Lorn-Acid Rain
Lorn-Anvil
Lusine-Just a Cloud
Paradis-Garde Le Pour Toi
Liz-All Them Boys
Deniz Tekin-Bende Bir Problem Var
Albert Cummings-Lonely Bed
JT Coldfire-She's Crazy
Emily Wells-Becomes the Color
Lindsey Stirling-Roundtable Rival
Lindsey Stirling-Shadows
Flaer Smin-Wish You Were Here
Last Of The Wilds-Nightwish

8 Kasım 2017 Çarşamba

GÖRÜNTÜLER



Daha önce oturduğum evin salondaki büyük penceresi büyük ve boş bir tarlaya bakıyordu. Etrafı da tahta çitlerle çevriliydi. Çitlerin üzerine hep ala kargalar konar ve bağırırlardı. Akşamüstleri bu pencerenin önüne oturur ve kahve içerken uzun uzun hayallere dalardım.

Boş tarlanın ortasında büyük ve metruk bir ev vardı. Hep boştu. Bu ev ile ilgili hayaller kurardım. Bazen bir ortaçağ şatosu olurdu, Almanya’da. Bazen İngiltere’de bir kır evi olurdu. Bazen boğazda bir villa. Ya da Güney Fransa’da bir villa. Bağ evi. Bağlarda, cevizliklerde salyangozlar olurmuş. Bunları toplayıp güveç yaparlarmış. Salyangoza eskiler hohlus derlermiş.

Tarlaya bakarken bunun uçsuz bucaksız bir doğa parçası olduğunu düşlerdim. Lisede beden öğretmenimiz oryantiring diye bir ders anlatmıştı. Doğada yön bulma. Sincaplar, yengeçler arasında yön bulmaya çalıştığımı hayal ederdim. Beden öğretmenimiz isimlerimizi hep unuturdu. Ben de çok kızardım, nasıl unutur diye. Şimdi ben de onun adını unuttum ama oryantiringi unutmadım.

İç hayatı farklı dönüyor herkesin. Mevsim değişiyor. Mevsime alışma süreci oluyor. Bir çeşit iyileşme süreci gibi bu. Ruhen, psikolojik, fiziksel. Hayatını daraltıyor insan. Herkesin hassasiyeti birbirinden farklı oluyor. Uzun uzun boş kalmak istiyorsun mesela. Yine de insan boş oturamıyor. Şunu halledeyim, bunu halledeyim, diyor.

Rüzgarı hissediyor insan, havanın basıklığını. Gri, rüzgarlı bir hava, ara ara yağmur çiseleyen. Düz yeşillik, aralarda yollar. İleride bir ev, oraya gitmeye çalıştığın. İyi hisler, hoş hisler, söylenince sanki olumsuz bir hava da veren. Böyle bir görüntü işte. Sevdiğim bir görüntü. Belki bir bilinçaltı yansıması.

Ya da belki o boş tarladaki o boş eve gitmek istiyorum. Ben taşındıktan sonra o ev balık restoranı oldu.